Zayıflamak-İsteyenlere-İştah-Kapatan-Yiyecekler

Zayıflarken sağlığınızdan olmayın!

Eski devirlere kıyasla insanların besinlere çok daha kolay ulaşabiliyor olması, yoğun kalori içerikli ‘fast food’ tarzı gıdaların giderek yaygınlaşması, çalışılan işlerin büyük çoğunluğunun masa başı işler olması ve gün içerisindeki hareketliliğin genel olarak azalmış olması gibi nedenlerle insanların genetiği giderek daha fazla yağ depolama yönünde değişmekte.

“Gerçek dışı mükemmel bedenler”

Öte yandan medyada sürekli gözümüze sokulan ‘photoshoplu’ ve gerçek dışı ‘mükemmel’ bedenler, ünlülerin kilo verme hikâyeleri, zayıflattığı iddia edilen ‘mucize’ ürün reklamları gibi yanlış algı yönlendirmeleri ve dayatmalar nedeniyle üzerimizde zayıflamak zorunda olduğumuza dair bir baskı var.

İlkokul 5. sınıf ile lise son sınıf arasında okuyan kız öğrenciler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, bu yaş grubundaki kızların %70’i dergilerde gördüğü kadın vücudu resimlerinden etkilenerek kendi vücudunu değerlendiriyor; yarısı kendisini kilolu buluyor ve kilo vermek zorunda olduğunu düşünüyor.

‘İdeal kilo’ artık sağlıkla ilgili bir problem olmaktan çıktı ve gerçek dışı estetik bir kaygı haline geldi. Herkes rejim yapıyor, herkes kilo vermeye çalışıyor ve hiç kimse bedeninden memnun değil. Yapılan rejimler ise genellikle başarısızlıkla sonuçlanıyor. Rejimler yapılıyor, bozuluyor, bırakılıyor, kilo veriliyor, verilen kilolar geri alınıyor, tekrar rejim yapılıyor. Bu durum kronikleşerek devam ediyor.

Kilo vermek başlı başına zor bir süreçken, verilen kiloların geri alınmaması çok daha zor bir olay. Rejimle kilo veren insanların yaklaşık %90’ı verdikleri kiloları geri alarak eski kilolarına geri dönüyor. Rejim yaparak kilo vermeyi neredeyse imkansız hale getiren bu durumun aslında bilimsel nedenleri var.

Bilindiği üzere, insan vücudu alınan besinlerin fazlasını vücutta yağ olarak depoluyor. Olası bir uzun açlık durumu ya da kadınlar için doğacak olan bebeği besleme gibi durumlara hazırlıklı olabilmek için vücut belirli bir miktar yağı depolayarak hazır tutuyor. Her insan için, kendi merkezi sinir sisteminin belirlemiş olduğu ideal bir vücut yağ oranı var ve vücut kendisini bu yağ oranında sabit tutmak üzere programlı.

Merkezi sinir sistemi, değişen dışsal koşullara göre vücutta metabolik ve hormonal değişiklikler yaparak kendisini bu sabit yağ oranında tutmaya çalışıyor. Yani, rejim yapıldığında rejmle kilo verilmesine karşı çıkıyor. Bu duruma ‘adaptif termojenez’ deniyor ve adipoz dokulardaki yağ hücrelerinden salgılanan ‘leptin’ adındaki hormon tarafından yönlendiriliyor.

Örneğin; günlük alınan kalori miktarı 2000’den 1500’e düşürülerek rejim yapıldığında, vücut da zamanla kendisini günde 1500 kaloriyle işlev görebilecek hale getiriyor ve bir süre sonra kilo vermek imkansız hale geliyor.

Kilo verirken kas kaybına dikkat!

Kilo vermenin başlıca amacı, vücuttaki yağ miktarını azaltmak ve yağsız vücut kütlesini sabit tutmak, yani kas kaybını önlemektir. Halbuki yapılan diyetler sonucu yüksek oranda kilo vermek tipik olarak yağ değil kas kaybına neden olur. Kas kaybı ise otomatik olarak metabolizma yavaşlamasıyla sonuçlanır. Yapılan araştırmalar, rejime sporun da eşlik ettiği durumlarda dahi bu metabolizma yavaşlamasının engellenemediğini ortaya koymakta.

Kilo vermeye çalışan ve diyet yapan insanların genel yaklaşımı basitçe günlük yenen yemeklerin kalorisini saymak, belirli bir kalori limitinin altında kalmaya çalışmak ve bunun için irade gücü kullanmak şeklindedir. Tüketilen toplam kalorinin yanı sıra belirli bir besin grubu, örneğin karbonhidratlar kısıtlanır. Sağlıksız’ ya da ‘yasaklı’ olarak damgalanan bazı besinlerden uzak durmaya çalışılır

Bu yasaklı besinler çok yağlı gıdalar ya da pasta, tatlı gibi yiyecekler olabileceği gibi, aslında yüksek derecede kompleks karbonhidratları içeren makarna, pilav gibi besinler de olabilir. Bu kısıtlamalar çoğunlukla bilimsel ve resmi sağlıklı beslenme önerileriyle çelişir, yani sağlıklı değildir. Geçici olarak moda olan ‘trend’ rejimler de genellikle bu gıdaların kısıtlanmasını önererek dengesiz beslenmeye neden olur.

Bilim insanları ve uzmanlara göre, bahsedilen bu yöntemlerle kilo vermeye çalışmak sağlıksız olmasının yanı sıra etkisiz de. İrade gücüyle uygulanan bu uzun kısıtlama periyodlarını bir süre sonra mutlaka aşırı yemeyle sonuçlanan irade kırılma periyodları takip ediyor.

Peki bu durumda ne yapılmalı?

Öncelikle herkesin kendine göre bir vücut tipi ve şekline sahip olduğu ve kimsenin bir başkası gibi olması gerekmediği gerçeği kabullenilmeli. Sahip olunan beden gerçek dışı ve insanüstü standartlarla mukayese edilerek gereksiz mutsuzluğa kapılma durumundan vazgeçilmeli. Kilo vermenin ve kilo kontrolünün yalnızca sağlıkla ilgili bir durum olması gerektiği fikri benimsenmeli.

Sağlığımız için kilo vermemiz gerekiyorsa ya da gerçekten biraz kilo verdiğimizde daha mutlu bir insan olacağımıza inanıyorsak, kilo vermek için ancak sağlıklı ve uzmanlar tarafından önerilen yöntemler tercih edilmeli. Bu yöntemler hiç bir zaman kısa süreli şok rejimler, ani kilo kayıpları, aç kalma, karbonhidratlar gibi makro besin gruplarının kısıtlanması, ‘mucize’ karışımlar gibi şeyleri içermez.

Sağlıklı şekilde kilo verebilmek ve verilen kiloların geri alınmasını önleyecek şekilde kilo kontrolü ancak belirli bir beslenme biçiminin ve yaşam şeklinin seçilmesi ve bunun mümkünse ömür boyu uygulanmasıyla mümkündür. Bunun nasıl yapılacağını ise sizlerle bir sonraki yazımda paylaşacağım. Takipte kalın!

Tuğçe Bekat