Yollara düştüğüm zaman, göreceklerimin beni bu kadar şaşırtacağını düşünmemiştim. Türkiye’nin en doğusuna idi yolculuğumuz… Ünlü İtalyan Gezgin Marco Polo’nun İpek Yolu’nu karış karış gezerken, ayak bastığı; Amerikalı efsanevi müzisyen Bob Dylan’ın atalarının memleketi olarak açıkladığı, Ruslar tarafından “Küçük Leningrad” olarak isimlendirilmiş bir kent; Kars’tan bahsediyorum…

Serka Kalkınma Ajansı’nın davetlisi olarak Turizm Çalıştayı’na katılmak üzere gittiğimiz Kars hakkında çok fikrimiz yoktu açıkçası.. Heyecanla düştük yollara…
Milattan önce 13 bin yıl önce insan yaşamına ev sahipliği yapan Kars, yıllar boyunca birçok savaş ve doğal afet geçirmiş. Sınırlarında bulunan Ani Harabeleri ile UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne aday olan Kars’ı, tabiri caizse “Yaşadıklarımı anlatsam kitap olur” diyen yaşlı büyüklerimize benzettim; elimde çayımla dizinin dibine oturup, en baştan başlayıp anlatmasını heyecanla beklediğim…

RUSLAR’IN KÜÇÜK LENİNGRAD’I YENİDEN CANLANIYOR

Adsız7

Adsız6

Adsız

Serka yetkililerinin bizim için düzenlediği küçük gezi programı kapsamında kentte önce küçük bir tur atıyoruz. Tenekeden evlerin önünde oynayan çocuklar, çelimsiz atlar ve çamurlu yollardan geçtikten birkaç dakika sonra,  Gazi Ahmet Muhtar Paşa Caddesi’nde bulunan gri siyah taşlardan yapılmış, yüksek pencereli şık binalarla karşılaşıyoruz, işgal sırasında Ruslar tarafından barok tarzında inşa edilmiş olan bu binalar kendinizi bir Rus şehrinde hissettiriyor. Zaten Ruslar buraya Küçük Leningrad ismini takmışlar. Ve şimdilerde başlayan hazırlıklar tamamlandığında burası bir müze caddeye dönüşecek. Çünkü bu binalar restore edilip hediyelik eşya ürünleri satan dükkanlarla dolu bir “Old City” yaratılacak buradan…

Aklımda kalan yapıların arasında bir de kiliseden camiye dönüştürülen yapı vardı; Fethiye Camii… Yağmurun altında içini gezme mümkün olmasa da bunu da buraya koyayım, dursun… Zira masal gibi bir yapı. Aslı korunsa çok daha güzel olurmuş kanımca…

IMG_5884

KAZ, KAR ZAMANI YENİR; PİTİ’YE BUYRUN

Gezip keşfetmeye biraz ara vermenin vakti. Ekip olarak çok acıktık. Aslında benim aklımda elbette İstanbul’daki arkadaşlarımın “mutlaka ye” dediği kaz etinin tadına bakmak var, ama öğrendim ki kar zamanı yenirmiş kaz.

bozbaş yemeği

Bölgenin tek yöresel yemeği bu değil. Bozbaş da denilen Piti yemeği, buranın klasiklerinden… Az sayıda kaldığından yeterince tadamadığım Piti, koyun budu,  nohut ve zerdeçaldan yapılıyor. Tabii öyle kabından yenmiyor, işin sunum kısmı da var.  Önce tabağınıza lavaş didiklemenizi istiyorlar, sonra yemeğin suyu lavaşa dökülüyor. Ardından et ve nohutlu kısmını yiyorsunuz.  Nefis bir yayık ayranıyla tadından yenmez.

ERMENİSTAN SINIRINDAKİ MEDENİYET: ANİ

ani ruins

Şu anda bir harabe olan ani, büyüleyici bir manzaraya karşı kurulmuş, birçok hakimiyetin altına girmiş, bir de yer altı şehri barındıran bir kent. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne aday konumunda. Rehberimizin anlattığına göre Ani ismini Ermeniler vermiş bu kente. Ani, bir kadın ismiymiş. İki Ermeni ailesinin mücadelesi ile başlayan el değiştirmeler  Selçuklu, Seddadi, Gürcü, Moğol hakimiyetleri ile devam etmiş. Burası en parlak dönemini 950 yıllarında yaşamaya başlamış. Tarihi İpekyolu’nun kavşağı konumuna gelen Ani’ye yolu düşenlerden biri de Venedikli seyyah Marco Polo olmuş.

tigran honents church

IMG_5816

ani ruins

ani resimli kilise

resimli kilise

IMG_0321

GENİŞ KAYAK PİSTİ İSTEYENLERE, SARIKAMIŞ 

Adsız4

Serhat Kalkınma Ajansı’nın toplantıları, konaklamamızı da gerçekleştirdiğimiz Habitat Hotel’deydi. Serhat (Kars, Ardahan, Iğdır, Ağrı) Bölgesinin turistik gelişimi için en acil maddelerin belirlenmesi ve konu üzerine beyin fırtınası gerçekleştirdiğimiz toplantılardan arta kalan zamanlarda Sarıkamış’ı da biraz olsun gezme fırsatımız oldu. Kesinlikle bir iki günün yetmeyeceğini düşünüyorum aslında. Ardahan Kalesi, İshakpaşa Sarayı gibi daha bir çok özel değer mevcut bu bölgede. Kış turizminin revaçta olduğu bölgede, daha alınacak çok yol var.

120 YILLIK KATHERİNA KÖŞKÜ’NÜ, BUTİK OTELE DÖNÜŞMEDEN ÖNCE GÖREBİLDİK

katherina köşkü

Tabii ki etkisini artıran yağmur ve soğuk rüzgarlara rağmen Katherina’nın Köşkü‘nü ziyaret etmeden geçmedik Sarıkamış’tan. Ajans ve Hotel çalışanlarının her ricamızı kırmaması kuralı burada da bozulmadı ve iki arada bir derede ayarlanan bir transfer aracıyla çamurlu yollardan köşke kadar çıktık.
katherina köşkü

Rus Çarı 2. Nikola, oğlu Aleksi‘nin psikolojik rahatsızlığı için rehabilitasyon merkezi olarak düşünerek tasarlatmış Katherina Köşkü’nü. Tek parça ağaçtan, çivisiz bir yapıymış. Fakat burası içler acısı bir halde şimdilerde. “ALİ AYŞE’Yİ SEVİYOR” yazılarına zaten Ani Harabeleri’nde de rastlamaya alışmıştık ama, “Bize her yer Karşıyaka” sloganına gerçekten içim burkularak baktım. Duvarlar olduğu gibi kazınmış. Bir dönem kışla olarak kullanılan köşkte askerlerin mutfak bölümüne yaptığı fayanslar ve diğer abes görüntüler şimdilerde restorasyon için fizibilite yapan ekibin de notları arasında eminim vardır. Otele dönüştürülmesi planlanan bu yapının en yakın zamanda tertemiz ve hak ettiği değere kavuşacak olması umut verici.

VATANSIZ KALMANIN KİTABINI YAZAN KARS’LI “MALAKANLAR”

Savaşla epey yakından muhatap olmuş her toprak parçası gibi, Kars’ın da gözlerinizi dolduracak çok hikayesi var. Bunlardan biri de, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra silah altına alınmayı reddettiklerinden dolayı Rusya’ya dönemeyip vatansız kalan, Gürcistan’da, Ermenistan’da ve ülkemizde de pek kabul görmeseler de Kars’ta Çakmak köyüne yerleşip vatan bilen bir avuç ruhani hıristiyanın hikayesi (Malakan ve Duhabor) . Komşularına silah çekmemek için, onları yakmışlar. Müslüman olanlar ne müslümanlar ne de hıristiyanlar tarafından saygı görmüş, arada kalmış, kırık bir kalp ve sessizlik içerisinde dünyadan ayrılmışlar. Şimdilerde ise asimile olmak üzereler. Annesi bir Malakan kızı olan Araştırmacı yazar Vedat Akçayöz ise hem fotoğraf arşivini hem de hikayeleri toparlayıp bir eser hazırlamış. O eserden iki fotoğrafı paylaşıyorum.

malakanlar ve duhaborlar malakan duhabor

Şimdilerde Malakan mezarlarının yağmalandığı haberlerinden sonra köyde pek tadı tuzu kalan yok malesef. Hikayenin devamı için mutlaka kitabı almanızı öneririm.

Beklemediğim bu kadar çarpıcı bilginin ardından en az 15 gün bölgeye gidesim var. Başta da söylediğim gibi, dinlemeye doyulmaz hikayeleri bitmeden bir ihtiyar gibi değil mi Kars sahiden? Size Kars balı, gravyeri dışında bir şeylerden bahsetmek istedim, umarım keyifle okursunuz. Ve umarım tekrar, bu kez geniş bir zamanda ziyaret edebilirim bu harika kenti…