13987717_10154326900358903_1024090477_o
Ülkece kafaları yediğimiz su günlerde biraz kafa dağıtalım diye düştük yollara. Yurt dışı çıkışlarında uçak biletlerinde yaşanan sıkıntılardan dolayı yaz için yaptığımız bütün planları değiştirip arabaya atladığımız gibi soluğu Bozcaada da aldık. Bozcaada İstanbul’dan arabayla yaklaşık 6 saat. Önce Çanakkale geyikli iskelesine oradan da feribot ile Bozcaada’ya ulaşıyoruz. ilk olarak sağda yüzyıllarca adanın muhafızlığını yapmış Bozcaada kalesi karşılıyor bizi, sol tarafında ise liman ve marina..Rüzgarı üzerimizdeki kasvetli havayı süpürürken “Hoş geldiniz” diyor tüm içtenliğiyle Bozcaada.

13950933_10154326900868903_816239536_o

Burası Türkiye’nin köyü olmayan tek ilçesi ve 3. büyük adası. Bağcılık, balıkçılık ve turizm ise adanın başlıca geçim kaynaklarından. Yaz kış rüzgarlı…

13987124_10154326900533903_1850064299_o Ben adada ikinci kez buluyorum ve iki seferdir de merkezdeki Rum Mahallesi‘nde yer alan Albatros Hotel’de kalıyorum. Oda fiyatına kahvaltı dâhil. Kahvaltıda çeşit az ama her şey ev yapımı ve çok lezzetli. Zaten insan burada devasa kahvaltı masalarına ihtiyaç duymuyor, hem kafa hem de beden olarak hafif kalmak istiyor. Adadaki diğer bütün oteller ve pansiyonlarda yine adanın merkezinde yer alıyor. Genelde hepsinde fiyatlara kahvaltı dâhil. Farklılık arayanlar için ise merkez dışındaki bağ evlerinde de konaklamak mümkün.

Bozcaada bakir güzelliğini koruyabilmiş yerlerden.Boz tepelerinde gezinirken karşınıza dağ keçileri çıkabilir, yemeklerinize kediler eşlik edebilir ve kuş sesleriyle uyanabilirsiniz. Burada insan saate bakma gereği duymuyor, güneşle yatıp güneşle kalkıyor. Sabahları rengarenk kapı ve pencereleriyle insanın içini okşayan Rum evlerinin arasında gezintiye çıkmak, sardunya ve begonvillerle selamlaşmak ve madamın meşhur damla sakızlı Türk kahvesi ile güne başlamak tatilimiz boyunca en sevdiğimiz rutinimiz haline geliyor…

13951008_10154326901703903_2119672024_o

Adada herkes sakin ve güler yüzlü, biz de hemen ayak uyduruyoruz bu sakinliğe, kahvaltının ardından kitabımızı ve şemsiyemizi alıp bir önceki gelişimizde de çok sevdiğimiz Mermerburnu Mevkii‘ndeki Akvaryum Koyu’na gidiyoruz.  Burası masmavi ve cam gibi suyu ile adanın bence en güzel koyu. Yüzerken balıkların günlük hayatına dâhil olup, denizin dibindeki çakıl taşlarını bile sayabiliyorsunuz.

13939986_10154326900688903_1936303068_o (1)

Ayazma, Habbele, Sulubahçe ve Çayır da adanın kesinlikle görmeniz gereken plajları arasında. Ayazma adanın en kalabalık plajı, etrafında iki ayrı restoran, cafe ve aracı olmayanlar için adanın merkezinden kalkan dolmuş seferleri bulunuyor. Bu sebeple burayı daha çok aileler tercih ediyor. Ayazmadan sonra Sulubahçe ve Habbele koyları geliyor buralarda şezlong ve şemsiye mevcut yalnız ayazma kadar kalabalık değiller daha çok çiftler ve arkadaş grubuyla gelenler bulunuyor.. Son olarak da Çayır var. Çayır, adanın kuzeyinde bulunuyor. Tamamı kum olan adanın en büyük ve en sakin plajı. Burada şemsiye ve minderler ücretsiz. Duş ve tuvalet mevcut. Suyu dalgalı ve genelde Kitesurf için gelenler dışında kimse olmuyor. Plajda sörf dersleri veren küçük bir işletme ile dünya tatlısı Barış ve eşinin işlettiği salaş bir cafe de bulunuyor. Uğrarsanız Barış’ın elleriyle hazırladığı taze meyve suyu karışımlarının da tadına bakın derim.

SİZİN ŞARABINIZ HANGİSİ?

13987846_10154326902403903_253421217_o

Yazın sürekli esen poyraz sayesinde burada Türkiye’nin en güzel üzümleri yetişiyor. Ve tabii ki Türkiye’nin en lezzetli şaraplarının büyük bir bölümü de burada üretilmekte. TALAY, AMADEUS VE CORVUS adanın en eski ve en lezzetli şarap üreticilerinden. Şarap fabrikaları ve mahzenleri adanın merkezinde yer alıyor. Yaz ayları boyunca talebe göre şarap evlerine turlar düzenleniyor. Tur boyunca şarap mahzenlerini gezip yapımı hakkında bilgi alıp tatlarına bakabiliyorsunuz.   ATAOL, GÜLERADA VE YUNATCILAR da adanın yine önemli şarap üreticilerinden. Dönmeden bir kaç şişe alın derim. Tavsiye isterseniz biz Talay’ın Karalahna ve Tenedos’unu çok sevdik. Rose sevenler İSE TALAY-BLUSH tercih edebilir.

Plajları ve şarabının dışında ada tam bir lezzet atölyesi, sabahları masanızdan domates ve incir reçellerini eksik etmeyip, öğleden sonra  atıştırmalıkları için kocaman bir çınar ağacı gölgesinde yer alan Çiçek Pastanesi‘nin damla sakızlı bademli kurabiyesi ve dondurmasının tadına bakabilirsiniz… Akşam yemekleri için ise kuzey ege mutfağının deniz ürünleri, yabani otları ve zeytinyağlıları ile masanızı donatabilirsiniz. Konaklama gibi yeme içme mekanları da adanın merkezine kurulmuş. Buradaki restoranları liman ve sokak araları diye ikiye ayırabiliriz. Limandakiler kale ve liman manzarasına karşı deniz kenarında yemek yiyebileceğiniz yerler. Rum mahallesinde ara sokaklara konumlandırılmışlar ise beyaz masaları, asma yaprakları arasından sarkan aydınlatmaları ve rengârenk duvarları ile keyfinize keyif katacak yerler.

13977811_10154326900758903_1172803770_oBiz Yine sadık müşteriler olarak daha önceki gelişimizde de çooook memnun ayrıldığımız Asmalı Meyhane’de yudumluyoruz rakımızı. Deniz börülcesi, enginar ve kabak çiçeği dolması favorilerimiz arasında. He birde güveçte sıcak helva ikram ediyorlar rakı sonrası, onunda lezzetine diyecek yok.samdan1

 

 

 

 

VE POLENTE..

13977951_10154326900323903_974814546_o yosungunbatimi1

İşte geldik Bozcaada’nın en büyülü yanına bence… Burayı ayrı bir baslık açarak yazmak istedim. POLENTE Bozcaada’nın bati burnunda bulunan en eski deniz fenerinin ismi. Aksam 6 gibi şarabını alan gün batımını izlemek için buraya koşuyor. Güneş en son burada Asya kıtasını terk ediyor. Rüzgarla olan eşsiz dansını sergiliyor rüzgar gülleri.. Aşık oluyorum tekrar tekrar güneşe ve sevdiğime, aşık oluyorum evrene… Muazzam bir görsel şova dönüşüyor gün batımının kızıllığında birbirine sarılmış insanların silueti. Bir sürü insanız; aşık oluyoruz, bir sürü insan güneşi uğurluyoruz. Hazır uğurlamalara alışmışken günü batırıp İstanbul için düşüyoruz yollara. Ben vedalaşmayı çok uzatmadan noktalamak istiyorum yazımı burada. Olur da yolunuz düşerse adaya, rüzgâr güllerini ihmal etmeyin 🙂